• Haberler
  • ihale
  • Sigara sağlığa zararlıdır ve özgürlük değildir!

Sigara sağlığa zararlıdır ve özgürlük değildir!

Geçtiğimiz hafta sonu Turgutlu'da bir düğüne katıldım. 1980 yılında mezun olduğum Gökçeada Öğretmen Lisesi'nden bir sınıf...

Haber

Geçtiğimiz hafta sonu Turgutlu’da bir düğüne katıldım. 1980 yılında mezun olduğum Gökçeada Öğretmen Lisesi’nden bir sınıf arkadaşım, kızını evlendiriyordu ve biz sınıf arkadaşlarını da özel olarak davet etmişti. Sadece davet değil, “Bakın yoklama alınacak; gelmeyen sınıfta kalacak” demişti.

Bilirsiniz, sınıf arkadaşlığının insanın hayatında özel bir yeri vardır çünkü sınıf arkadaşlığı, çıkarlar üzerine kurulmamıştır. Ayrıca orada insanın çocukluğu ve ilk gençliği vardır.

1980 öncesini şimdiki gençler pek bilmezler. Fırtınalı yıllardı. Siyasal kamplara ayrılmış gençlik, bir rüzgarın önünde oraya buraya savrulmuştu. Her ne kadar ben o dönem çok içinde yer almasam da birçok arkadaşımız vatan kurtarıyordu ve karşı taraf düşmandı!

Ama yine de sınıf arkadaşıydık işte…

Bugünden o günlere baktığımızda ne kadar samimi, ne kadar çocuk ve memleket meselelerine ne kadar duyarlı olduğumuzu görebiliyorum. Dünyadaki soğuk savaş yılları, Türkiye’yi de derinden etkilemiş ve ülkemizde adeta ‘siper’ savaşları yapılmıştı.

12 Mart 1970 ile 12 Eylül 1980 darbeleri arasında 5000 insanımızın hayatının karardığını biliyoruz. “En çok hangi taraftandı?” ve “İlk kim silaha sarıldı?” gibi sorular şimdi çok anlamsız gibi. Bağımsız bir araştırmacının bile bilimsel bir açıklama getirmesi çok zor olan yıllar…

Kabaca sağcılar, Rusya’yı suçlayıp “Türkiye, komünizmin kucağına gidiyordu” derken solcular, ABD’yi suçlayarak “Kapitalist emek sömürüsüne son vereceğiz” diyordu.

Biz de bu ortamda Türkiye’nin en büyük iki adasından biri olan Gökçeada’da lise okumak durumunda kalmıştık. Çok şeyler öğrendik ve çok anılarım kaldı. Kimimiz hakim olduk, kimimiz madenci, kimimiz de öğretmen… Neyse…

Düğüne erken giden bir grup arkadaşla yarım saat ötedeki Kemalpaşa’nın Armutlu beldesinde yaşayan ve özel durumu nedeniyle düğüne katılamayan bir arkadaşımızı ziyaret ettik. Armutlu, Nif Dağı’nın eteklerinde küçük bir belde. Armutlu’ya giderken gözlerim, bir ara Bayındır’da başlayıp Turgutlu’ya sıçrayan yangının izlerini aramaya koyuldu. Arkadaşımızı belde merkezindeki bir kahvede tekerlekli sandalyesinde arkadaşlarıyla kağıt oynarken bulduk.

Tayfun’un özel durumu, sigara yüzünden iki bacağının kesik olmasıydı. Masaya ilk oturduğumuzda birbirimizi tanımaya çalıştık. Dile kolay, aradan 37 yıl geçmişti. Gözler dolmuş, hemen ‘şunu hatırlıyor musun?’ sohbetine dalmıştık.

Sanki aradan 37 yıl geçmemişti. Aynı gülmeler, aynı espriler ve aynı mimikler. Tabii Tayfun, sigaraya devam ediyordu! Hem de birini söndürürken diğerini yakarcasına… Oysa sigara onun hayatını söndürmüş, ailesinin dağılmasına yol açmıştı.

Bir saatlik sıkı muhabbetin ardından bir tutam hüznü geride bırakarak düğüne döndük.

Turgutlu-Ödemiş arası, 1.5 saate yakın… Ben, bazı arkadaşlarla birlikte 22.00 gibi ayrıldım. Yol, gece olduğu için tenha idi. Arada önümde seyreden araçlar oldu.

Ben hiç sigara içmedim. Keşke hiç kimse sigara içmese!

Bozdağ yolunda önümde seyreden özel araçlardaki şoför ve yolcular içiyordu. İçtiklerini, yola silkeledikleri küllerden ve attıkları izmaritlerden anlıyordum! Çünkü ateşlerini görebiliyordum… Kalan közlü izmaritleri bir parmak hareketi ile fırlatıveriyorlardı! Kahroldum… İçiyorsun, zehir dolu gri dumanını bembeyaz ciğerlerine çektikten sonra bir parmak hareketi ile fırlatıveriyorsun! Nereye?

Sanki daha yeni yanmamıştı Bayındır dağları! Ya bir mangal ateşinden, ya bir anız yakmadan, ya fırlatılmış bir içki şişesinin güneş ışığını odaklamasından ya da bir izmarit artığından. Kısaca insandan!

Sigara içen bir insanın “Kime ne; içiyorsam kendime” deme özgürlüğü yoktur bence. Dumanı, çöpü ve ateşiyle; her şeyi ile doğal hayata zarardır sigara.

Bunları düşünürken 23.30 gibi Gölcük’te idim. Ertesi günü öğlene doğru Ödemiş’e doğru inerken bir seyir terasından Ödemiş’i izledim. Dibinden damlama borusu geçen yeni fidanlarla yeşertilmeye çalışılan yol kenarlarının tamamen boş içki şişesi ile dolu olduğunu görmek çok acı. İçilmiş ve fırlatılmış. Cam, güneş ışınları ile birleşince ne olur bilirsiniz. Hepimiz, ilk ya da ortaokulda bu deneyi yapmışızdır.

Lütfen biraz akıllı olalım. Bu dünya sadece bizim değil…

NOT: Bu yazı, gazetemizin 1 Ağustos 2017 tarihli sayısında yer almıştır.

Bakmadan Geçme