Ömer Akşahan'ın TMOLOS Edebiyatı'ı-1
Halûk Cengiz Ömer Akşahan'la tanışmamız telefonla oldu. Dört yılı aşkın bir süre önce. O aradı. Kendisini...
Halûk Cengiz
Ömer Akşahan’la tanışmamız telefonla oldu. Dört yılı aşkın bir süre önce.
O aradı. Kendisini tanıttı, “Merhaba” dedi. Biraz sohbet ettik. Ben Tmolos’u önemsediğimi, giderek daha iyi olacağına inandığımı söyledim. O da Eliz Edebiyat dergisindeki “Fiske Seansları” başlığıyla yazdığım yazılarda Tmolos’tan söz etmemi değerbilirlik olarak niteleyip teşekkür etti.
O gün bugündür çok sık değilse bile seyrek de sayılamayacak aralarla telefonlaşıyor, birbirimize hal hatır soruyor, biraz dertleşiyor, kapatıyoruz. Henüz birbirimize verdiğimiz karşılıklı rakı sözünü tutamadık ama ne zaman konuşsak bir gün önce berabermişiz, bir önceki akşam karşılıklı iki kadehin hatırını yapmış, iki sözün belini kırmışız gibi başlayıveriyoruz sohbete.
Bu, herkesle varabileceğiniz bir yakınlık değil. Bazen yıllardır tanıdığınız, hatta birlikte yaşadığınız insanlarla bile nasıl uzak olduğunuzu fark edip şaşırdığınız, içten içe kırıldığınız zamanlar olmuştur sizin de ama bizimki öyle değil işte.
Birbirimize çok benzeyen yanlarımız var kuşkusuz ama onun öğretmenliği her zaman öne çıkıyor. Hani bazen sorulur ya, “Şu olmasaydın ne olurdun, ne olmak isterdin” diye; Ömer Akşahan, bana kalırsa öğretmenlikten başka bir mesleği çocukluğundan beri istememiş, aklından geçirmemiştir çünkü onun için öğretmenlik bir yaşamı algılama, dahası yaşama biçimi. O mesleki tavrı içselleştirmiş, kendisine uygun bulmuş, yakıştırmış. Disiplinli, ilkeli, titiz; hem ne düşündüğünü açıkça ifade eden, dürüst, çekincesiz, açık sözlü biri hem de hoşgörülü, insanları seven bir hümanist ama körü körüne bir sevgi değil bu; insanların kusurlarının farkında, yanlışlarının farkında, zayıflıklarının farkında ama yine de ondan umudunu kesmemekte kararlı.
*
Akşahan’ın 20 yılı aşkın süredir düşünü kurduğu, planladığı, logosunu bile hazırladığı Tmolos Edebiyat dergisi, Nisan 2012’de çıkmaya başladı. Bir cumhuriyet kasabası olan Ödemiş’te, Ödemiş’in simgesi sayılabilecek Bozdağ’ın antik çağlardaki adını alarak yaşama atıldı. “… Ben her yıldız kaydığında yeni bir ayın daha yeryüzüne indiğine inananlardanım. Tmolos Edebiyat elinize ulaştığında umarım benzer duyguları siz de yaşarsınız” diyordu ilk sayının başyazısında.
Zaman içinde düşünü gerçekleşmenin ötesinde, başkalarının da düşler yaşamasına yol açtı sanırım Akşahan. Dergi çevresinde yer alan bazı isimler giderek kalıcılaştı, başka yerlerde, dergilerde de görünmeye başladılar ya, Tmolos’a özgü bir kadro oluşturdular neredeyse.
Önce dört sayfa olan Tmolos, her zaman başyazıyla çıktı ve bunları Ömer Akşahan kaleme aldı. Dergiyi okumaya o yazılarla başlamak hep hoşuma gitti. Her biri önemli noktalara değinen, ayrı denemelerdi; farklı konulardan söz etseler de bir bütün olarak Akşahan’ın kimliğini, kişiliğini, yaşam görüşünü, okumalarını, etkilendiklerini ortaya koyuyorlardı. Tmolos bugün 75. sayısına ulaşmış, daha iyi, daha sağlam, daha kapsamlı olabilmesi için, artık iki ayda bir yayımlanan 48 sayfalık koskoca bir dergi. 75 sayıdır da o yazılarla açılıyor okurlarına. Yeri gelmişken bu yazıların toplu halde yayımlanma zamanı geldi artık diye düşündüğümü söylemek isterim.
Akşahan’ın Tmolos’ta savsözleri önemsemesi ise şair yanının bir dışavurumu olmalı, diye düşündüm hep. Gelişigüzel seçilmiş sözler değildi onlar. Kendi sözleri ya da başkalarının… ama hepsi yerinde, ağırlığı olan cümlelerdi. Pek itibar etmediğim aforizmalardan, duvar yazılarından farklı, üstündüler.
“Şair yanı” demem, Akşahan’ın şiir de yazıyor olması yüzünden; dergide bunları sık paylaşmasa bile yıllardır şiir de yazan biri o aslında. Ne ki ilk şiir kitabı Şiir Üşüdü 1998’te yayımlanmışken ikinci şiir kitabı Söz Atlası tam 17 yıl aradan sonra yayımlanmıştır. Bunca ara verdiği için şiire karşı bir suçluluk duygusu mu yaşıyordu bilinmez ama şöyle diyordu “İki Düğme” şiirinde:
“omuzlarımızı / silkeleyen güneşle / nasıl konuşulursa öyle / konuşurduk / şiirle
yanımızdan akan dereye / düşürdüğümüz harflerin / peşinden koşarken / tüy dökmüş kediye / bakar ağlardık
siyah önlüğümüzde / beyaz düğmelerle / yağmura / değmece / oynardık
gün geldi / çürüdü ipliğimiz / koptuk şiirin / eteğinden
yaralı / iki düğme / güneşin / iliğinden / geçerken / size uğradık”
Fazla konuşmayı sevmeyen, duygularını şiire saklayan birinde rastlanabilecek benzer duygulara şu dizelerde de rastlanıyordu bana göre:
“değilsen uzun tümceler ustası / düşer elinden aşkın ilk harfi”
“Ölü Sözcük” şiirinde ise yeniden şiire dönüşün sevinci vardı sanki:
“ölü sözcükler seçtim kendime
yeniden diriltmeye
ol dedim, oldular
kalkıp yürüdüler
yeni doğan kuzu
emmeye başladı
yüreğimden
hayat budur dedim
pamuksu tenini
öptüm
yastığımın altına koydum
sevinçten
öleyazdılar”
10.12.2018
_________
NOT: Aramızdan ayrılışının 1. yılında Ömer Ağabey’i bana 12 Aralık 2018 tarihinde “Mutahhar merhaba,
senin de adın geçen bir Haluk Cengiz yazısı gönderiyorum, okuyasın diye.. Bu yazıyı Alev Coşkun’a göndereceğim Cumhuriyet Kitap ekinde yayımlanması için… Yorumunu bekliyorum. Sağlıcakla dostum…
Ömer”
içeriğindeki yolladığı mesaj ve benim de
“Merhaba Ömer Ağabey,
yazıyı okudum. Gayet güzel! Bir hakkı teslim etmiş. Emeği görmüş. Kutlarım.
Mutahhar”
diye yanıtladığım yukarıdaki yazıyla anmak istedim. Emeğine eksilmeyecek sevgi ve saygımla…
Bakmadan Geçme





